3 Ekim 2011 Pazartesi

Müşterinin talebi, müşterinin ihtiyacı

Danışmanlık verdiğim müşterim uzun yıllardan beri sağlık sektöründe çalışıyordu. Bundan yıllar önce bir hastasının bazı sağlık operasyonları için kendisinden talepte bulunduğunu, yaptığı kontrollardan sonra hastasının bu talebini yine tıbbi nedenlerle geri çevirdiğini anlattı. Hasta bunun üzerine gidip başka bir kuruluşta taleplerine hemen karşılık bulmuş. Yıllar sonra karşılaştıklarında hastasının kendisini ne kadar saygıyla andığını öğreniyor, çünkü hastasının talebi diğer kurum tarafından yerine getirilmesine rağmen sorunları devam etmekteydi, olan parasına olmuştu, müşterim ise satış kaybına rağmen bir nevi müşteri memnuniyeti yaşamaktaydı.

Müşterim aslında başına gelen bir olayı anlatırken, konvansiyonel satış sistemlerinin başarısızlığını somut bir şekilde kanıtlıyordu.

Tüm satıcıların tekrar tekrar kendilerine sorması gereken soru şu: SATIŞ NEDİR? SATIŞ NEDİR? SATIŞ NEDİR? 

Müşterinizin talebini mi karşılamak, ihtiyacını mı? Müşterinin talebiyle ihtiyacı farklı ise satıştan vazgeçmek bir satıcı için ne kadar katlanılabilir bir durumdur? Satıcının satış yapmama izni nereye kadardır? Satış sistemlerinin prime odaklı yapıları bu duruma ne kadar izin verebilir? Satıcılarla pazarlamacılar/marka yöneticileri burada nasıl bir tartışma yaşarlar? Markalaşmanın başladığı yer burası mıdır?

27 Eylül 2011 Salı

İnsan kaynakları Yönetimi hakkında neler dediler?

“Eğer paramızı, binamızı, ürünlerimizi bize bırakıp çalışanlarımızı alırsanız, şirket batar. Fakat bize çalışanları bırakıp, parayı, binayı ve ürünlerin hepsini alsanız, her şeyi on yıl içinde yeniden inşa edebiliriz“.  

“En büyük hata şirketi, grubu ille de kendim idare edeceğim demektir. Bırakın başkaları idare etsin. Yürütemezse değiştirirsin. Ama kendini değiştiremezsin”

“Artık şirketler bile kendi varlıklarının kalıcılığını güvence altına alamazken, bu güvenceyi çalışanlarına nasıl sağlayabilirler.“

“Avrupa'daki insan kaynakları sistemlerini Türkiye'de uygulamanız ve birebir verim almamız çok zor.”

“ İnsan kaynakları üzerine yaptığımız araştırmalarda "para" yüzünden işlerini bıraktıklarını söyleyenler, bunu "beşinci" sırada sayıyorlar. İlk neden olarak yöneticisiyle anlaşamamak gösteriliyor.”


“İnsan kaynakları Yönetimi” eğitimimde bu
 konuları tartışıyorum, 29-9-2011’de Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda…

5 Eylül 2011 Pazartesi

Hizmet sektöründe yapılan hatalar

Hizmet sektöründe yapılan hatalar değil, nasıl düzeltildikleri önemlidir.

Çünkü insanla çalışıyorsanız hata yapmamanız mümkün değildir. Bugünkü dersinizi alsanız bile, aynı hatayı bir daha yapmayacak olsanız bile, yeni senaryolar ve yeni hatalar her zaman olacaktır.

Aslında bunu müşteri de biliyor. Bu yüzden hatayı değil, hatayı düzeltme çabanızı izliyor. Bu süreçte inkar edenler, görmeyenler, umursamayanlar, kenarından sıyırmaya çalışanlar değil, hatayı kabullenerek düzeltmeye çalışanlar kazanacak. Müşteri ilişkilerinde gelecek, samimiyetin olacak.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Sokaktaki değişim


Şirket sahipleri, üst düzey yöneticiler… Bayilerinizi, müşterilerinizi birkaç yıl önce hazırlanmış stratejik planlar, kalite prosedürleri, şikayet yönetmelikleri vb. dokümanların gölgesinde yönetmekten vazgeçin. Sokak sürekli olarak değişiyor. Bu değişiklikleri farkettiğinizde çok geç olabilir. Değişimi görebilmek için her ay belli ölçüde dış ziyaretler yapın. Değişimi ilk önce farkeden çalışanlarınızı ödüllendirin. Dünya tarihindeki tüm yönetimler statükocu olmuştur. Yöneticilerinizi değil çalışanları ve sokağı dinleyin. Sokakla aynı dili konuşan yöneticilerinizi ödüllendirin, diğerlerine teşekkür edip bir an önce yollarınızı ayırın. 

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Rise of salesperson

Yeni düzenin söz sahipleri sizce kimler: iyi markalar mı, iyi satışçılar mı?

Ya da şöyle soralım: Satışçıyı ortadan kaldıran markalar mı, markanın önüne geçen satışçılar mı? Markanın satışçıları mı, satışçının markaları mı? Bunlar iki ortak mı, yoksa iki düşman mı?

Geçenlerde yaptığımız bir toplantıda genç satışçının ağzından şu laflar dökülüverdi: "Müşteriler üründeki hatayı mazur görebiliyorlar, ancak satışçının hatasını kolay kolay affetmiyorlar." Çok basit bir cümle ancak ciddi bir gözlem.

Belki de sadece bu nedenle artık markalar, pazarlama süper egolarından sıyrılıp, satışçı yetiştirmeye daha çok odaklanmalılar. Aksi halde her çeşit markayı gözünü kırpmadan satan usta satışçıların eski dönemi gelecek, müşteri markayı değil satışçıyı dinleyecek, filmi baştan saracağız.