26 Şubat 2012 Pazar

Strateji ve yönetim

Doğru yapalım derken zaman kaybediyoruz. 

Hızlı yapalım derken hatalı yapıyoruz. 

Ucuz yapalım derken eksik yapıyoruz. 

Hepsini yapalım derken, bir çoğunu yapamıyoruz. 

Strateji ve yönetim dedikleri şeyin bununla bir ilgisi var mıdır?

1 Ocak 2012 Pazar

2012 dileklerim

İş hayatına başlamadan önce okulda, önce derslere girer, daha sonra sınav olurduk.

İş hayatına başladığımızda ise sınavlar önce yapılmaya başlandı, daha sonra dersimizi aldık.

Gerek iş hayatında olsun, gerekse özel hayattaki tüm sınavları başarıyla geçebilmek için...

2012 yılında herkese...

daha çok bilgi, 
daha çok emek,
daha çok üretim, 
daha çok sevgi ve saygı, 
daha çok sağlık ve mutluluk dilerim...


Başarı, kazanç vb. gerisi daha sonra mutlaka gelecektir...

Saygilarimla
Memet Ozkan

8 Aralık 2011 Perşembe

Bilgi artık dünyanın en önemli değeri

"Bütün bunlar işte bilginin Amerika'sı. Evet, sadece yüksek teknoloji değil, sıradan gibi gelen her türden davranış bilgiyi ve onun koşulu olan eğitimi içeriyor. Otelin önündeki inşaatta çalışan işçilere bakıyorum. Attıkları her adımın nasıl bir edinilmiş bilgiyle yüklü olduğunu bana eski mühendis yanım anlatıyor. Trafik polisinin davranışı bundan farklı değil. Lokantada mönünün şehvetine kapılıp ısmarladıklarımızı elinde kalem önce düşünüp sonra, "bu kadar yemek yenmez ayrıca tatlar bakımından da bu seçim yanlış, müsaade ederseniz şunları iptal edeceğim" diyen gencecik, dünya güzeli kızın tepkisi de aynı kökten sürüyor. Bütün bunlar bilginin enformasyondan farkıyla ilgili. Bilgi artık dünyanın en önemli değeri. Seçkin artık sermayeye değil bilgiye sahip olan demek. Harvard Business Review geleceğin firmalarının yapısal özelliklerini anlatır ve stratejilerini sıralarken "danışman kullanmayı" birinci sırada sayıyor. Kapitalist sermayeyi, bazı insanlar da bilgiyi biriktiriyor. Amerika ikincisi olmadan birincisinin yaratılamayacağını öğrendiği ve uyguladığı gün Amerika olmaya başladı. İhracatında birinci sırayı hâlâ eğitim çekiyor, teknoloji derseniz, işte o da bilgidir diyorum."


Hasan Bülent Kahraman-Sabah Gazetesi-9/12/2011 

8 Ekim 2011 Cumartesi

Kadına şiddet ve pazarlama iletişimi

Habertürk'te çıkan fotoğraf üzerinde tartışmalar sürüyor.

Altaylı yayınladığı makalesinde soruna dikkati daha fazla çekmek istediği için fotoğrafı yayınladığını söylüyor.

Pazarlama iletişimi dünyasında benzer örnekleri daha önce de yaşadık. Benetton'un ırkçı temaları vurgulayan fotoğraflarından tutun, James Natcwey'in savaşın acımasızlığını vurgulayan fotoğraflarına kadar gürültü koparan çok sayıda görsel iletişim faaliyeti, konuyla ilgili kişilerin hafızalarındadır.

Peki savaşlar durdu mu, ırkçılık sona erdi mi?

Eğer tartışmalar bir an önce "neden fotoğrafı yayınladın"dan "bu konuda neler yapabiliriz" e dönüşmezse tarih Altaylı'nın puan hanesine gazetecilik şöhretini eklerken, "kadına şiddete son" adlı umut, Maveraünnehir'de kaybolacaktır.

Konuya pazarlama iletişimi açısından bakmakta ciddi faydalar var.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Müşterinin talebi, müşterinin ihtiyacı

Danışmanlık verdiğim müşterim uzun yıllardan beri sağlık sektöründe çalışıyordu. Bundan yıllar önce bir hastasının bazı sağlık operasyonları için kendisinden talepte bulunduğunu, yaptığı kontrollardan sonra hastasının bu talebini yine tıbbi nedenlerle geri çevirdiğini anlattı. Hasta bunun üzerine gidip başka bir kuruluşta taleplerine hemen karşılık bulmuş. Yıllar sonra karşılaştıklarında hastasının kendisini ne kadar saygıyla andığını öğreniyor, çünkü hastasının talebi diğer kurum tarafından yerine getirilmesine rağmen sorunları devam etmekteydi, olan parasına olmuştu, müşterim ise satış kaybına rağmen bir nevi müşteri memnuniyeti yaşamaktaydı.

Müşterim aslında başına gelen bir olayı anlatırken, konvansiyonel satış sistemlerinin başarısızlığını somut bir şekilde kanıtlıyordu.

Tüm satıcıların tekrar tekrar kendilerine sorması gereken soru şu: SATIŞ NEDİR? SATIŞ NEDİR? SATIŞ NEDİR? 

Müşterinizin talebini mi karşılamak, ihtiyacını mı? Müşterinin talebiyle ihtiyacı farklı ise satıştan vazgeçmek bir satıcı için ne kadar katlanılabilir bir durumdur? Satıcının satış yapmama izni nereye kadardır? Satış sistemlerinin prime odaklı yapıları bu duruma ne kadar izin verebilir? Satıcılarla pazarlamacılar/marka yöneticileri burada nasıl bir tartışma yaşarlar? Markalaşmanın başladığı yer burası mıdır?