İnsan kaynaklarında kuşaklara dair üç farklı alıntı, yorumsuz…
1- Japon firmaları yaşlı çalışanları korumak adına genç kuşağı harcıyor. Gençler ne kadar fazla çalışırsak çalışalım ilerleyemeyiz diye düşünüyorlar. Japonya dünyada nesiller arası eşitsizliğin en kötü olduğu ülke. Yaşlı kuşağın kenara çekilmemesi yüzünden Japonya canlılığını kaybediyor (Bkz Sabah gazetesi, NYTimes, 7/2/2011).
2-Artık aynı firmada 25 yıl çalışan yönetici makbul değil. Dolayısıyla işsiz kalan orta kademe yöneticilerin işi zor. Hele bir de üniversiteden mezun olduktan sonra gözlerini bir firmada açmış ve yıllarca aynı firmada devam etmişlerse artık iş bulmaları ümitsiz bir durum (Bkz Dunya gazetesi, N.T.Tekeoğlu, 7/4/2011).
3- Almanya Dingolfing'te bulunan fabrikada BMW'nin 18 bin işçisi çalışıyor. Ve bu işçiler her geçen gün yaşlanıyorlar. Yönetim büyük otomobil üretim tesisinin bir montaj bandını bir gecede tamamen yaşlılardan oluşan bir kadroya göre ayarladı. Yaş ortalaması 47 olarak ayarlandı. Çalışmalar yaşlı işçilerin daha sabırlı ve tecrübeden gelen daha fazla yeteneğe sahip olduğunu söylüyor (Bkz Sabah gazetesi, 6/9/2010).
(Kıssadan hisse: Ülkemizde Y kuşağını tartışmak güzel, ancak Baby Boomer’lar daha ölmedi. Onlar ya en üst mevkilerde ya da kahve köşelerinde…İşin ilginç yanı şu ki, ortada olan pek yok!)
6 Mayıs 2011 Cuma
13 Nisan 2011 Çarşamba
Bir işletmenin (kısır) yaşam döngüsü ya da müşterimi kaybettim gören var mı?
1-Yeni ürün ya da boş bir pazar bulunur
2-Üretim ve satış stratejileri oluşturulur
3-Üretim ve satış faaliyetleri gerçekleştirilir
4-Muhasebe, ay sonu mizanı tutturmaya çalışır
5-Satış, kota ve prim hedeflerine odaklanır
6-Üretim, zamanında üretmeye ve hatlardaki arızaları-üründeki fireleri azaltmaya odaklanır
7-Satınalma, en ucuza ve en hızlı satınalmaya çalışır
8-Servis, şikayetleri çözmekle uğraşır
9- (go to 3)…..
10-Müşterimi kaybettim gören var mı?
2-Üretim ve satış stratejileri oluşturulur
3-Üretim ve satış faaliyetleri gerçekleştirilir
4-Muhasebe, ay sonu mizanı tutturmaya çalışır
5-Satış, kota ve prim hedeflerine odaklanır
6-Üretim, zamanında üretmeye ve hatlardaki arızaları-üründeki fireleri azaltmaya odaklanır
7-Satınalma, en ucuza ve en hızlı satınalmaya çalışır
8-Servis, şikayetleri çözmekle uğraşır
9- (go to 3)…..
10-Müşterimi kaybettim gören var mı?
Etiketler:
GİRİŞİMCİLİK,
İNOVASYON,
MARKA,
MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ,
PAZARLAMA,
SATIŞ,
STRATEJİ,
VERİMLİLİK,
YÖNETİM
10 Kasım 2010 Çarşamba
SPARTACUS VE MARKA YÖNETİMİ
“Markanın sahibi müşteridir”’e güzel bir örnek.
TV’nin Cnbc-e kanalında yayınlanan “Spartacus” adlı dizide geçen bir sahne:
Romalı senatör, isyancı Spartacus’ü esir alır ve gladyatör okulunun sahibine satar. Bir nevi günümüzün işadamı olarak adlandırabileceğimiz “senatör” ve “gladyatör okulunun sahibi” olan kişiler, Spartacus’ü arenada eğitimli gladyatörlere yem olarak sunarlar. Amaç, hem kin duydukları Spartacus’ün ölmesi, hem de arenada seyirciye güzel bir şovun sunulmasıdır.
Ancak beklenen olmaz ve deneyimsiz savaşçı Spartacus, deneyimli savaşçılar olan gladyatörleri yener. Seyirci, Spartacus’ü hayranlıkla alkışlarken, onun ölmesini hevesle bekleyen senatör hayalkırıklığı yaşar.
”Senatör”, buna rağmen yine de Spartacus’ün öldürülmesini isterken, “gladyatör okulunun sahibi” arenadaki alkışlara kulak vererek Spartacus’ün yaşamasına izin verir.
Çünkü Spartacus artık “marka” olmuştur ve “markanın sahibi” sermayedar değil, müşteridir.
Acaba marka olgusunu anlamak için Spartacus’ü mü izlemek gerek!
TV’nin Cnbc-e kanalında yayınlanan “Spartacus” adlı dizide geçen bir sahne:
Romalı senatör, isyancı Spartacus’ü esir alır ve gladyatör okulunun sahibine satar. Bir nevi günümüzün işadamı olarak adlandırabileceğimiz “senatör” ve “gladyatör okulunun sahibi” olan kişiler, Spartacus’ü arenada eğitimli gladyatörlere yem olarak sunarlar. Amaç, hem kin duydukları Spartacus’ün ölmesi, hem de arenada seyirciye güzel bir şovun sunulmasıdır.
Ancak beklenen olmaz ve deneyimsiz savaşçı Spartacus, deneyimli savaşçılar olan gladyatörleri yener. Seyirci, Spartacus’ü hayranlıkla alkışlarken, onun ölmesini hevesle bekleyen senatör hayalkırıklığı yaşar.
”Senatör”, buna rağmen yine de Spartacus’ün öldürülmesini isterken, “gladyatör okulunun sahibi” arenadaki alkışlara kulak vererek Spartacus’ün yaşamasına izin verir.
Çünkü Spartacus artık “marka” olmuştur ve “markanın sahibi” sermayedar değil, müşteridir.
Acaba marka olgusunu anlamak için Spartacus’ü mü izlemek gerek!
Etiketler:
MARKA,
MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ,
PAZARLAMA,
SATIŞ,
STRATEJİ
23 Ekim 2010 Cumartesi
AB PROJE YÖNETİMİ EĞİTİMLERİ
Yeni açılan kalkınma ajansları, kendi bölgelerindeki iş dünyasına, proje yazabilmeleri için "proje döngüsü yönetimi" eğitimi verecek çok sayıda eğitmen arıyor!
Bundan bir kaç yıl önce, çok uzun zamanlardan beri eğitim veren usta bir eğitmen ile konuşmuştum. Ona hafiften takılmıştım "eğitim almak ,iş dünyasının işine yarıyor mu, işler eğitim aldıktan sonra düzeliyor mu?" diye. O ise ciddi ciddi "eğitim sadece farkındalık yaratıyor, sorunları çözmüyor" demişti.
Sözüm hem eğitimi verenlere, hem eğitimi alanlara, hem de eğitimi verdirenlere. 3-5 günlük bir eğitimden sonra AB formatlarında proje yazılabilmesi ve yürütülebilmesi mümkün değil. Bu süreç sonucunda ortaya çıkan şeylere de proje denemez. Belki bir satınalma faaliyetini AB formatlarında dokümante etmiş olabilirsiniz ya da eğitim sürecini gerçekleştirmiş olabilirsiniz ancak bunlar kavramsal olarak bile, bir proje yönetim süreci değildir.
Kıssadan hisse : eğitime bir itirazım yok, ancak proje yazma ve yürütme sürecinin, işinin uzmanı kişilere bırakılması gerekiyor.
Bundan bir kaç yıl önce, çok uzun zamanlardan beri eğitim veren usta bir eğitmen ile konuşmuştum. Ona hafiften takılmıştım "eğitim almak ,iş dünyasının işine yarıyor mu, işler eğitim aldıktan sonra düzeliyor mu?" diye. O ise ciddi ciddi "eğitim sadece farkındalık yaratıyor, sorunları çözmüyor" demişti.
Sözüm hem eğitimi verenlere, hem eğitimi alanlara, hem de eğitimi verdirenlere. 3-5 günlük bir eğitimden sonra AB formatlarında proje yazılabilmesi ve yürütülebilmesi mümkün değil. Bu süreç sonucunda ortaya çıkan şeylere de proje denemez. Belki bir satınalma faaliyetini AB formatlarında dokümante etmiş olabilirsiniz ya da eğitim sürecini gerçekleştirmiş olabilirsiniz ancak bunlar kavramsal olarak bile, bir proje yönetim süreci değildir.
Kıssadan hisse : eğitime bir itirazım yok, ancak proje yazma ve yürütme sürecinin, işinin uzmanı kişilere bırakılması gerekiyor.
1 Ekim 2010 Cuma
TUBITAK PROJELERİNDE ÇANTACI DANISMANLAR
Özellikle emekli ve finans kökenli bu çantacılarla daha çok karşılaşmaya başladım (aynı kökenden gelen gerçek danışmanları tenzih ederim). Projesi yarıda kalan bir çok keyifsiz müşteriden benzer öyküleri dinlemekteyim.
Sistemi şöyle kurmuşlar: müşteriye teklif, proje kazandıktan sonra proje bedelinin % 2-3’ü olarak veriliyor. Bir zamanlar var olan %5-10’ları düşündükçe müşteri için güzel bir rakam. Ancak çantacının hedefi bu rakam değil zaten. O, proje yazma bedeli olan daha yüksek bir rakamın peşinde. %2’nin cazibesine kapılan müşteri bu rakamı kabul ediyor ve ödüyor.
Projenin daha da içler acısı hali bundan sonra başlıyor. Emekli ve finans kökenli çantacı danışman, endüstri ve/veya makine mühendisliği bilgisi isteyen proje konusuna yönelik bir projeyi baştan aşağıya yazıyor. Bunu yaparken de sadece müşteriyi dinliyor, not alıyor ve yazıyor. Müşteri dosyaya elini sürmüyor, sadece anlatıyor ve proje böylece yazılmış oluyor.
Durun, komedi daha bitmedi. Proje kazanıyor. Çünkü bu aşamada çok teknik bilgi istenmiyor, işin konsepti, bütçesi ve temel yol haritası soruluyor. Çünkü hibe verme mantığı proje yazma sürecine göre değil, proje yürütme sürecine göre tasarlanmış. Kontrolsuz bırakılan bu sürece ise çantacılar dadanmış. Gerçek danışmanların “projeyi bizzat siz yazmalısınız” sözüne itibar etmeyen müşteri işin kolayına kaçıp, projeyi çantacıya veriyor. Çantacının verdiği redaksiyon desteğiyle projeyi kazandığını düşünen müşteri, aynı disiplini proje yürütme sürecinde de uygulayabileceğini sanıyor ancak yanılıyor ve proje yürümüyor.
Kısacası TUBITAK’ın bu süreci de gözden geçirmesi ve gerçek danışmanların yolunu açacak revizyonlar yapması gerekiyor.
Sistemi şöyle kurmuşlar: müşteriye teklif, proje kazandıktan sonra proje bedelinin % 2-3’ü olarak veriliyor. Bir zamanlar var olan %5-10’ları düşündükçe müşteri için güzel bir rakam. Ancak çantacının hedefi bu rakam değil zaten. O, proje yazma bedeli olan daha yüksek bir rakamın peşinde. %2’nin cazibesine kapılan müşteri bu rakamı kabul ediyor ve ödüyor.
Projenin daha da içler acısı hali bundan sonra başlıyor. Emekli ve finans kökenli çantacı danışman, endüstri ve/veya makine mühendisliği bilgisi isteyen proje konusuna yönelik bir projeyi baştan aşağıya yazıyor. Bunu yaparken de sadece müşteriyi dinliyor, not alıyor ve yazıyor. Müşteri dosyaya elini sürmüyor, sadece anlatıyor ve proje böylece yazılmış oluyor.
Durun, komedi daha bitmedi. Proje kazanıyor. Çünkü bu aşamada çok teknik bilgi istenmiyor, işin konsepti, bütçesi ve temel yol haritası soruluyor. Çünkü hibe verme mantığı proje yazma sürecine göre değil, proje yürütme sürecine göre tasarlanmış. Kontrolsuz bırakılan bu sürece ise çantacılar dadanmış. Gerçek danışmanların “projeyi bizzat siz yazmalısınız” sözüne itibar etmeyen müşteri işin kolayına kaçıp, projeyi çantacıya veriyor. Çantacının verdiği redaksiyon desteğiyle projeyi kazandığını düşünen müşteri, aynı disiplini proje yürütme sürecinde de uygulayabileceğini sanıyor ancak yanılıyor ve proje yürümüyor.
Kısacası TUBITAK’ın bu süreci de gözden geçirmesi ve gerçek danışmanların yolunu açacak revizyonlar yapması gerekiyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)