10 Kasım 2010 Çarşamba

SPARTACUS VE MARKA YÖNETİMİ

“Markanın sahibi müşteridir”’e güzel bir örnek.

TV’nin Cnbc-e kanalında yayınlanan “Spartacus” adlı dizide geçen bir sahne:

Romalı senatör, isyancı Spartacus’ü esir alır ve gladyatör okulunun sahibine satar. Bir nevi günümüzün işadamı olarak adlandırabileceğimiz “senatör” ve “gladyatör okulunun sahibi” olan kişiler, Spartacus’ü arenada eğitimli gladyatörlere yem olarak sunarlar. Amaç, hem kin duydukları Spartacus’ün ölmesi, hem de arenada seyirciye güzel bir şovun sunulmasıdır.

Ancak beklenen olmaz ve deneyimsiz savaşçı Spartacus, deneyimli savaşçılar olan gladyatörleri yener. Seyirci, Spartacus’ü hayranlıkla alkışlarken, onun ölmesini hevesle bekleyen senatör hayalkırıklığı yaşar.

”Senatör”, buna rağmen yine de Spartacus’ün öldürülmesini isterken, “gladyatör okulunun sahibi” arenadaki alkışlara kulak vererek Spartacus’ün yaşamasına izin verir.

Çünkü Spartacus artık “marka” olmuştur ve “markanın sahibi” sermayedar değil, müşteridir.

Acaba marka olgusunu anlamak için Spartacus’ü mü izlemek gerek!

23 Ekim 2010 Cumartesi

AB PROJE YÖNETİMİ EĞİTİMLERİ

Yeni açılan kalkınma ajansları, kendi bölgelerindeki iş dünyasına, proje yazabilmeleri için "proje döngüsü yönetimi" eğitimi verecek çok sayıda eğitmen arıyor!

Bundan bir kaç yıl önce, çok uzun zamanlardan beri eğitim veren usta bir eğitmen ile konuşmuştum.  Ona hafiften takılmıştım "eğitim almak ,iş dünyasının işine yarıyor mu, işler eğitim aldıktan sonra düzeliyor mu?" diye. O ise ciddi ciddi "eğitim sadece farkındalık yaratıyor, sorunları çözmüyor" demişti.

Sözüm hem eğitimi verenlere, hem eğitimi alanlara, hem de eğitimi verdirenlere. 3-5 günlük bir eğitimden sonra AB formatlarında proje yazılabilmesi ve yürütülebilmesi mümkün değil. Bu süreç sonucunda ortaya çıkan şeylere de proje denemez. Belki bir satınalma faaliyetini AB formatlarında dokümante etmiş olabilirsiniz ya da eğitim sürecini gerçekleştirmiş olabilirsiniz ancak bunlar kavramsal olarak bile, bir proje yönetim süreci değildir.

Kıssadan hisse : eğitime bir itirazım yok, ancak proje yazma ve yürütme sürecinin, işinin uzmanı kişilere bırakılması gerekiyor.

1 Ekim 2010 Cuma

TUBITAK PROJELERİNDE ÇANTACI DANISMANLAR

Özellikle emekli ve finans kökenli bu çantacılarla daha çok karşılaşmaya başladım (aynı kökenden gelen gerçek danışmanları tenzih ederim). Projesi yarıda kalan bir çok keyifsiz müşteriden benzer öyküleri dinlemekteyim.

Sistemi şöyle kurmuşlar: müşteriye teklif, proje kazandıktan sonra proje bedelinin % 2-3’ü olarak veriliyor. Bir zamanlar var olan %5-10’ları düşündükçe müşteri için güzel bir rakam. Ancak çantacının hedefi bu rakam değil zaten. O, proje yazma bedeli olan daha yüksek bir rakamın peşinde. %2’nin cazibesine kapılan müşteri bu rakamı kabul ediyor ve ödüyor.

Projenin daha da içler acısı hali bundan sonra başlıyor. Emekli ve finans kökenli çantacı danışman, endüstri ve/veya makine mühendisliği bilgisi isteyen proje konusuna yönelik bir projeyi baştan aşağıya yazıyor. Bunu yaparken de sadece müşteriyi dinliyor, not alıyor ve yazıyor. Müşteri dosyaya elini sürmüyor, sadece anlatıyor ve proje böylece yazılmış oluyor.

Durun, komedi daha bitmedi. Proje kazanıyor. Çünkü bu aşamada çok teknik bilgi istenmiyor, işin konsepti, bütçesi ve temel yol haritası soruluyor. Çünkü hibe verme mantığı proje yazma sürecine göre değil, proje yürütme sürecine göre tasarlanmış. Kontrolsuz bırakılan bu sürece ise çantacılar dadanmış. Gerçek danışmanların “projeyi bizzat siz yazmalısınız” sözüne itibar etmeyen müşteri işin kolayına kaçıp, projeyi çantacıya veriyor. Çantacının verdiği redaksiyon desteğiyle projeyi kazandığını düşünen müşteri, aynı disiplini proje yürütme sürecinde de uygulayabileceğini sanıyor ancak yanılıyor ve proje yürümüyor.

Kısacası TUBITAK’ın bu süreci de gözden geçirmesi ve gerçek danışmanların yolunu açacak revizyonlar yapması gerekiyor.

14 Eylül 2010 Salı

GİRİŞİMCİLİK DESTEKLERİNDE HEP AYNI HATA

Gerek devlet kurumları, gerek sivil toplum kuruluşları ve gerekse akademik yapılar olsun, yapılan hata her yerde aynı.

Girişimci deyince "gençler" anlaşılıyor hep (arada girişimci kadınlar da mevcut!).

Oysa ki orta yaşta emekli olan bir çok vatandaşın da girişimci olarak ikinci baharlarına başladıklarını görüyoruz. Bakkalından sigortacısına kadar, çok sayıda orta yaş ve üstü girişimcimiz mevcut.

Öte yandan girişimcilik desteklerinin kesin hedefi olan gençlerimizin de girişimci olacakları yerde, en yakınlarındaki maaşlı işe başvurduklarını deneyimlerimizden biliyoruz. 

Bir politika, bu kadar mı yanlış/eksik analizler üstüne saptanır?

Yapılacak şey aslında basit: ikinci baharlarında girişimciliğe başlayanlara yönelik bir envanter ve analiz çalışması, ardından onların birikimlerine uygun girişimcilik alanlarının saptanarak desteklerin buraya da yönlendirilmesi/çeşitlendirilmesi.

Eminim, orta yaş ve üstü birikimler belli bir formattan geçirildikten sonra, genç girişimcilerden daha büyük başarılar gösterecektir.

17 Ağustos 2010 Salı

Şirket analizi

Yaşlı doktorlarla genç doktorların arasındaki fark burada.


Yaşlı doktorlar sizi biraz dinledikten sonra hemen teşhisi koyuyorlar, ancak ardından yine de tahlil istiyorlar. Genç doktorlar ise önce tahlil yapıyorlar, ardından teşhis koyuyorlar. Hasta olarak karşılaştığımız şey, ikisinde de aynı sonuç.

Bunca yıllık deneyim ve birikimden sonra, danışman sıfatıyla gittiğim bir çok firmada, belli bir ön konuşma ve izlenim sürecinden sonra, ne kadar analiz-inceleme vb. detaylı çalışma yaparsam yapayım, ilk varsayımlarından çok farklı bir şey çıkmıyor karşıma.

Örneğin bilgi teknolojileri ve raporlama (MIS) sistemlerini incelemeye gittiğim firmalardaki yapıyı ilk aşamada analiz etmek aslında son derece kolay. Bütün sistemlerinin hızlı, doğru ve entegre bir şekilde çalıştığını iddia eden firma yöneticisinden geçen üç ayın karşılaştırmalı satış adet ve tutarlarını isteyin. Bundan sonraki süreci dikkatle izlerseniz firmayı rahatlıkla analiz edebilirsiniz. Genellikle üç tür sonuca ulaşırsınız.

1-Raporu istediğiniz yönetici, önündeki bilgisayardan birkaç tuş hareketiyle sonuca ulaşır.

2- Raporu istediğiniz yönetici, konuyu sekreterine aktarır. Sekreter konuyu satış departmanı yöneticisine aktarır. Satış departmanı yöneticisi çalışmaya başlar. 2-3 saat süren toplantının sonuna doğru rapor önünüzdedir.

3- Raporu istediğiniz yönetici, konuyu bilgi işlemciye aktarır (zaman kazanma açısından). Bilgi işlemci sql, excel vb. yordamlar kullanarak şirkette ilk defa üretilen bir formatta istediğiniz raporu oluşturur, ancak siz toplantıdan çıkarken rapor henüz hazır olmadığı için size e-mail ile yollayıp yollayamayacağını sorar.

Bu üç tür firmaya kendi teşhisinizi artık daha rahat koyabilirsiniz.

Üretim sistemlerinde, yönetim sistemlerinde, insan kaynaklarında, satış sistemlerinde vb. değişik noktalarda benzer yöntemler kullanabilirsiniz.

Sonuçta bu saatten sonra teşhiste sorun yaşamıyoruz artık.

Sorun teşhisi hastaya kabul ettirebilmekte.